aura

Aura Nedir

Lütfen Takip Edip Paylaşınız
8

Bütün fizik maddeler bir enerji yayarlar ve aynı zamanda bir enerji alırlar. Kainat mütemadiyen birbirlerine enerji verip, enerji alan bir sistemden meydana gelmiştir. Bütün cisimler çeşitli varyasyonlarda çevresiyle enerji alışverişi içerisindedir. Canlı organizmalar da çevreyle sürekli bir enerji alışverişi içerisindedir. Ancak canlı organizmalar kendi bünyeleri içerisinde sürekli bir enerji dönüşümünü de gerçekleştirmektedirler.

Bizim yaşamımız biyokimyasal ve biyofiziksel düzeyde sürüp giden kesintisiz enerji dönüşümleriyle sürüp gitmektedir. Adına beden dediğimiz bu mükemmel organizasyon dışarıdan aldığı materyalleri ihtiyaçlarına en uygun biçimde enerjiye dönüştürüp bu enerjiyi en uygun yerde kullanabilecek şekilde programlanmıştır.

Bahsettiğimiz durum yani canlılığın fiziksel düzeydeki madde ve enerjileri alıp dönüştürdüğü gerçeği aslında madalyonun bir yüzüne ait gerçekliği tanımlar. Madalyonun diğer yüzünde ise çok eski zamanlardan günümüze kadar gelen kadim bilgiler ile modern araştırmaların ortaya koymaya başladığı gerçeklik vardır. Gerek kadim öğretiler gerekse modern araştırmalar canlılığın sürmesinde daha süptil ve daha asli olan başka bir enerjiye işaret eder. Bu enerjiye tüm evrene yayılmış olan yaşam enerjisi veya vital güç denir. Üstelik yaşam enerjisi olmaksızın fizik yaşamın var olamayacağını öne sürmektedirler.

Her maddenin her atomu, sürekli hareket içinde olan elektron ve protonlardan oluşur. Bu elektron ve protonlar elektrikseldir ve manyetik enerji titreşimleridir. Canlı maddenin atomları, cansız maddenin atomlarından daha aktiftir ve titreşimleri daha yüksektir. Bu nedenle ağaçların, bitkilerin, hayvanların ve insanların enerji alanları daha kolay saptanabilir ve görülebilir. Kristallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların birbirlerinden farklı titreşimleri olan auraları vardır. Bugün modern bilim de insan bedeninin etrafında tespit edilebilen bir enerji alanının varlığını kabul etmektedir. Bedenden yayılan bu enerjiler elektriksel, manyetik, ses, ısı, ışık ve elektromanyetik alanlar içermektedir.

Bu enerji alanlarının bazıları, bedenin içinden üretilmekteyken diğerleri ise dışarıdan alınarak beden tarafından dönüştürülmektedir. Bu olay aura ile çevremizdeki enerjiler arasında bir çeşit ozmos gibi düşünülebilir. Bitkilerden, hayvanlardan, insanlardan, gezegenden ve gezegen dışından gelen enerjileri auramız aracılığıyla özümseriz.

Olağan durumlarda bitkilerin, hayvanların ve insanların enerji alanı, psişik yetenekleri gelişmiş olan kişilerce görülebilmektedir. Bazı bireyler bu yeteneğe doğuştan sahiptir. Bazen bu yetenek, kimi insanların yaşamlarının belirli bir anında kendiliğinden ortaya çıkabilir. Bazı bireylerde ise, spritüel nitelikteki disiplinlerin kapsamında yer alan çeşitli uygulamalarla geliştirilebilir. Doğru bir tekniği uygulayan her bireyin psişik yeteneklerini geliştirme, auraları görebilme şansı vardır.

İnsanların da vücudunu çevreleyen elektromanyetik alan vardır ve Aura olarak adlandırılmaktadır.Enerji alanımız beden, zihin ve ruh arasında bağlantıyı sağlar ve aynı zamanda vücudumuzun çevresini saran bir kalkan vazifesi görür.
Aura insanın enerji bedeni olarak da bilinir. Eğer sağlam ve güçlü bir auramız varsa bize dışarıdan bir hastalığın ya da negatif etkinin gelmesi düşünülemez. Ancak auramız zayıflamış ve delikler içermekteyse negatif enerjilere ve hastalıklara açık hale geliriz.

Sağlıklı bir bireyde, bedenin çevresinde elips ya da yumurta şekli oluşturur. Bedenin çevresinde 2,5- 3 m olduğu kabul edilir. Birey spritüel olarak geliştikçe aurasının enerjetik titreşiminin arttığı ve buna bağlı olarak hem fiziksel olarak sağlıklı olacağı hem de dışsal güçlerden o oranda az etkileneceği kabul edilir. Aurik alanları zayıf olanlar dışsal etkilerden daha çok negatif olarak etkilenir. Bunlar kolay yorulma, çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkması ve benzerleridir.

İnsanlar bir araya geldiğinde yaşadıkları ve deneyimledikleri hislere göre enerji alanlarında sürekli bir etkileşim olur. Bu, psişik yetenekleri olan insanlar veya durugörürler tarafından açıkça gözlenebilen ilginç bir fenomendir.

Gün içinde de her birimizin enerji alanı çevremizdeki insanların enerji alanıyla etkileşim halindedir. Auramızın titreşimi diğerlerininkine yakınsa onlarla aramızda doğal bir uyum vardır. Bu bireylerle daha iyi anlaşırız. Onlara sevgi ve sempati hissederiz. Ancak auramızın titreşimi ile uyumlu olmayan bireylerle geçinmemiz zorlaşır; onların yanında sıkıntı ve tükenmişlik duygusu hissedebilir, onlardan hoşlanmadığımızı söyleyebiliriz.

Düşüncelerimizin Auraya Etkisi

1959’da William and Mary Üniversitesinden Dr. Leonard Ravitz, İnsan Enerji Alanının kişinin zihinsel ve psikolojik durumuna göre değişiklik gösterdiğini belirlemiştir. Bu alanın, düşünce süreçleriyle ilişkide olan bir alan olduğunu belirtmiştir. Buna göre, bu düşünce alanındaki değişimler, psikosomatik belirtilerin oluşmasına sebep olmaktadır.

Okült bir özdeyiş de, “Bütün enerjiler düşünceyi izler.” der. Buradan hareketle bireyin ne düşündüğü, düşündüğünü ne sıklıkla düşündüğü aurası üzerinde doğrudan etkilidir. Çünkü auranın titreşimleri düşüncelerimize uygun olarak değişir. Olumlu duygu ve düşünceler auranın titreşimini yükseltirken korku, kaygı, endişe, nefret gibi olumsuz duygular auranın titreşimini düşürür.

Merhametli olmanın da, kızgın ve öfkeli olmanın da birer fizyolojisi vardır ve bu fizyolojik aktiviteler birbiriyle aynı değildir. Bu fizyolojik aktivitelerin her birindeki kalp ritmi, solunum ritmi, hücre kimyası, sinirsel aktiviteler ve kas fizyolojisi birbirinden farklıdır. Her bir halin fizik ve enerji bedenler üzerindeki etkisi farklıdır. Merhamet ve sevgi hisleriyle yayılan enerjinin niteliğiyle öfke enerjisinin niteliği aynı değildir.

 

Auranın Katmanları auraaa

Bazı düşünce ekollerine göre fizik bedenden dışarı taşan auranın çeşitli katmanları vardır. Bu katmanlara enerji bedenler de denir. Kimi ekoller üç, kimi ekoller dört katmandan kimi ekoller ise yedi temel katmandan veya süptil bedenden söz eder. Genel sağlık için her bir katmanın enerjetik olarak güçlü olması gerektiği kabul edilir.

Genel terminolojiye göre auranın ilk dört katmanı; eterik (esiri, vital) beden, astral (duygusal) beden, mantal (zihinsel) beden ve kozal (sezgisel) bedendir. Bu bedenlerin, fizik bedenden uzaklaştıkça süptilleşip inceldiği ve görülmesinin zorlaştığı kabul edilir.

1. Eterik Beden

Eterik beden, fizik bedenden 5 ila 7 cm kadar dışarı taşar ve aura olarak tanımlanan enerji bedenin ilk katmanıdır. Şekil ve boyut olarak fizik bedene benzer. Fizik bedene şekil verir. Ağ benzeri yapısı sürekli hareket eder. Rengi açık maviden griye doğru değişir.

Amerikalı ünlü şifacı ve bir durugörür olan Dora Kunz, Barbara Ann Brennan ve pek çok durugörü şifacılarına göre eterik alanda, fiziksel olan her organın eterik bir karşılığı vardır. Fizik bedenin hücreleri ve organları, eterik bedenin enerji çizgilerinin oluşturduğu kalıbın üzerinde gelişir. Bu beden aynı zamanda hastalık yapıcı mikropların ve zararlı maddelerin fizik bedene girmesini engeller. Çevreye sürekli bir şekilde yaşam enerjisi yayar. Bu enerji insana doğal bir korunma sağlar.

Stres, sağlıksız beslenme, aşırı alkol ve nikotin tüketimi, ilaçlar, olumsuz düşünceler ve duygular, korkular vs. eterik bedeni zayıflatır. Eterik bedenin enerji akımları düz ve bedene dik olması gerekirken eğik ve düzensizce yayılır. Bu durumda mikropların içeri girmesine neden olan gedikler ve çatlaklar meydana gelir. Böylece hastalık, fizik bedende başlamadan önce eterik bedende başlar ve bu aşamadayken hassas kişiler tarafından görülüp tedavi edilebilir. Şifacı tarafından aktarılan enerjilerle eterik alanın eksilmiş enerjisi yerine konur. Enerji alanı güçlendiği an fiziksel sistem kendini hızla rejenere eder, yeniler.

2. Astral Beden

Astral bedene duygusal beden de denir. Hem fiziksel bedeni hem de eterik bedeni kapsar. Bedenden 45 ila 120 cm dışarı taşar. Düşünce ve niyete göre 3–4 metreye kadar genişleyebilir. Başka bir duygusal beden veya bedenler varsa, onlarla rezonansa girip o insanı veya grubu da etkileyebilir.

Çevremizdeki insanlardan bize ulaşan duygusal enerjiler özellikle solar pleksüs şakrasından girerek bedenin hayatiyetini ve sağlık durumunu etkiler. Örneğin bir kişi öfkelendiğinde veya sevindiğinde bu duygusal enerji onun alanından her yöne dağılır. Ya da belli bir hedefe giden mermi gibi belirli bir kişiye yansıtılabilir. Eğer diğer kişi yakındaysa, enerji alanı da güçlü bir korunma altında değilse, bu enerji örüntüsü onun alanlarıyla etkileşir. O kişide de benzer duygusal tepkileri, örneğin öfke veya sevinç hislerini oluşturur. Her tür olumsuz inançlar; korku, kaygı, endişe, üzüntü gibi olumsuz ruhsal haller, negatif sözleşmeler duygusal bedende bozulmaya neden olur.

3. Mental Beden

Mental beden, düşünce ve iradenin alanıdır. Akıl yürütme, bağlantı kurma yetilerini oluşturur. Bilinç dışı dediğimiz alandaki kayıtların merkezidir.

Bireylerin mental bedeni evrensel mental alanın bir parçasıdır. Hem duygusal hem de diğer alanlara nüfuz etmiştir. Mental alan bireyin entelektüel işlevlerinin temsilcisi olarak tanımlanabilir. Kişinin vizüalize etme, rasyonalize etme ve kavramlaştırma, net düşünme, sentez yapma ve deneyimlerini anlamlandırabilme yeteneklerini açığa vurur. Bu alanın parlaklık derecesi entelekt fonksiyonların biçimiyle bağlantılıdır. Her tür suçluluk duygusu, olumsuz düşünceler, sınırlayıcı inançlar mental beden titreşimlerini zayıflatır.

4. Ruhsal Beden

Ruhsal bedene kozal beden de denir. Ruhsal beden insandaki Ben yani Ego’nun rehberidir. En yüksek frekanslı bedendir. İnsan, kozal bedeni sayesinde ferdiyet kazanır ve diğer bedenlerini idare eder. Ortalama bir insanda fizik bedenden bir metre kadar öteye ulaşırken ruhsal olarak yetkinliğe ulaşmış bir insanda, güçlü bir şifacıda çok daha öteye yayılabilir.

Ruhsal beden, varlığın ruhsal düzeyinden aldığı enerjiyi zihinsel, astral ve eterik bedenler aracılığıyla fizik bedene aktarır. Astral veya mantal bedenler gibi ölüm sonrasında yok olmaz. O, varlığın hayatları boyunca edindiği tecrübe ve bilginin kayıtlarının da tutulduğu alandır.
Auradaki Enerji Merkezleri (çakralar)

Hint yoga sistemi ve psişik yetenekleri olan çoğu kimseye göre, auramızda belirli bazı enerji merkezleri bulunmaktadır. Tepeden bakıldığında, dönüp duran enerji girdaplarına benzedikleri için yoga sisteminde bunlara “tekerlek” anlamına gelen şakra (çakra) adı verilmiştir. Bu terim günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Auranın ya da insan enerji alanının belli bölgelerinde bulunan ve kozmozdan gelen enerjileri alıp dönüştüren çakralar, enerji alanının her katmanında bulunur. Alıp dönüştürdüğü enerjileri bir alt katmandaki şakralara iletir.

Çakralar bedenimizdeki salgı bezleriyle ve ana sinir merkezleriyle bağlantılıdır. Her bir şakra belli organ ve sistemlere enerji desteği verir. Bir insandan dışarı doğru yayılan enerjiler de diğer insanlardan gelen enerjiler de şakralardan giriş çıkış yapar.

Çakraların anatomisi Hint ve Tibet tantrik literatüründe tanımlanmıştır. Bu konudaki en detaylı bilgileri Batı’ya ilk aktaran kişi C. W. Leadbeater’dır. Çakralar konusunda Leadbeater’dan sonra Swami Rama ve Hiroshi Motoyama’nın detaylı çalışmaları olmuştur.

Aura Renkleri 

Aura, yani insan enerji alanı, durugörürler tarafından genellikle mavimsi beyaz olarak algılanır ancak her zaman mavimsi beyaz olmayıp farklı renklerde de görülebilir. Yetenekli medyumlara göre bu renklerin bulanıklık ya da yoğunluk derecesi, renklerin aura içinde bulunduğu yerler bireyin zihinsel ve duygusal durumuyla, sağlığıyla yakından ilişkilidir. Auranın renkleri ve yoğunlukları gün boyunca yaşadığımız zihinsel ve duygusal iniş – çıkışlara göre, bu iniş ve çıkışı sağlayan ruh hallerimize göre dramatik bir biçimde değişir.
Bunlar, renkler hakkında genel görüşlerdir. En doğru olan yorumlar hiç kuşkusuz sizin yorumlarınız olacaktır.

Pembe: İyileştirici mizah anlayışı, aşağılamadan, suiisti­malden korunma, kararsızlık.

Turuncu: İkinci çakra, duygular, kaslar, öfke, duyarlılık, şifa.

Sarı: Üçüncü çakra, akıl, bağışıklık ve korunma, sabırsız­lık, korku.

Yeşil: Dördüncü çakra, el çakraları, sevgi, değişim, şifa, hayal kırıklığı, kayıp.

Mavi: Beşinci çakra, iletişim, spirituel bilgelik, yas tutma, ayrılık.

Mor/çivit mavisi: Altmcı çakra, spirituel kudret, tele­pati, haksızlığa uğrama, kurban edilme.

Menekşe moru: Yedinci çakra, spirituel kesinlik, ser­best bırakma, dinsel karmaşa.

Kahverengi: Ayak çakraları, yeryüzü enerjisi, toprağa bağlılık, geçmiş olaylar.

Siyah: Son, ölüm, yeniden doğuş, erteleme.

Beyaz: Manevi rehber mevcudiyeti, saflık, şok, silme.

Gümüş: Manevi dünya bilgisi, toprağa bağlı olmama, be­lirsizlik.

Altın: Sekizinci çakra, şifa, nötr olma, peygamberlik ener­jisi, dönüştürücü hastalık.

Auranın Boyu

Gereğinden Küçük Aura:
Çepeçevre incecik bir aura sınırı (beden­den yarım metreden daha kısa mesafede olan bütün boylar) des­tekleyici olmayan; hatta hayati tehlike taşıyan bir çevreye karşı tepkiyi işaret eder. Şayet görünmez auranız hayatınızda ya da ilişkilerinizde gereksinimi olan boyutta bir alanı  kaplayamıyorsa, gelişmeniz ve tekamül etmeniz için gereken özgürlüğe sahip olmadığınız çok açıktır.

Çoğu durumda tehditkar bir çevrede yaşamayı aslmda bilinç­siz bir şekilde biz seçeriz. Bunun iki nedeni vardır; birincisi, çevremizdeki insanlar ilerlememize engel olurlar ve biz de bu sayede gelişip değişmenin korkusuyla yüzleşmek zorunda kal­mayız. İkincisi de, farkındahğımızı olması gerekenden daha kü­çük bir alan içinde hapsederler ve biz de bu sayede zamanımızın büyük bölümünü bedenimizde ya da bedenimizin yakınında ge­çiririz. Ama artık bedenimizin içinde kalmayı öğrendiğimize göre amalarımızı daha fazla kısıtlamamıza ya da sıkıştırmamıza da gerek kalmayacak.

Bilincinizin neresinde olduğunuz önemli değildir, auranızın bilincinizin sağlıklı bir yerinde olmaya ihtiyacı vardır ve sizin de auranızı gereksindiği alana taşıyacak bir çevrede olmaya ih­tiyacınız vardır. Eğer auranız kısıtlandırılmış durumdaysa, onu genişletme çalışmalarınız daha şimdiden mevcut tehditkar çev­renizde birtakım sıkıntılara yol açmaya başlamıştır bile.

Eğer normalden daha küçük bir auranız varsa kendinize bak­manız ve sık sık sözleşmelerinizi yakmanız gerekir. Kendinize ve auranıza daha fazla özgürlük sağlayacak bir çevreye geçin. Kolay olmadığını biliyorum. Bu kesinlikle hayatidir.

Fazla Geniş Aura:
Sınırları bütün odayı kaplayan bir aura can sıkıntısını ya da madde bağımlılığını işaret eder. Bana yeniden madde bağımlılığı nutkumu attırmayın. Enerjinizi toplaym, ta­mam mı? Devasa boyutlarda bir aura (bedenden bir metreden da­ha uzak mesafede olan bütün boylar) inanılmaz büyüklükte spiri­tuel ve fiziksel enerjinin boşa harcanmakta olduğunun gösterge­sidir. Devasa boyutlarda aurası olanlar genellikle bedenlerinin dı-şındadırlar çünkü büyük olasılıkla yapacak bir şeyleri yoktur.

Eğer amaçsızca ortalarda dolanmak istiyorsanız ve hayatını­zın anlamını aramaya niyetiniz yoksa devasa auranızı olması ge­rektiği sınırlara çekmek size çok rahatsızlık verebilir. Auranız ve enerjiniz olması gerektiği boyutlara geri döndüğünde kendi­nizi kısıtlanmış ve sandığınızdan daha dar olan hayat yolunda kararlar almak zorunda bulursunuz. Korku böyle düşünmeyi ge­rektirir. Bu korkular için bir renk seçin ve duygusal enerjilerini­zi sizi neden korumaya çalıştıklarını görmek için kanalize edin; sonra da size vermek istedikleri mesajları dinleyin.

Aura Değişimini Etkileyen Nedenler

Auranın enerjetik örüntüsünü değiştiren etkenler fiziksel, zihinsel – duygusal ve süptil etkenler olmak üzere gruplandırılabilir.

Fiziksel etkenler; yenilen ve içilen gıda maddelerinin çeşit ve kalitesi, ilaçlar, solunan havanın kalitesi, fiziksel egzersiz yapıp yapmama, fiziksel yorgunluklar, dinlenme süreçleri ve giydiklerimizin (naylon ve sentetik giysiler zararlı, pamuklu, yün ve ipek giysiler yararlı) bileşimidir.

Zihinsel- duygusal etkenler; bireyin içinde bulunduğu ruh hali, sınırlayıcı inançları, yaşadığı olumsuz deneyimler sonrası aldığı kararlar ve takıntılı düşünceler; endişe, korku, kaygı gibi psikolojik etkenlerdir. Örneğin son derece mutlu görünen bir insanın aurasını gözlemleyen bir durugörür, o insan sinirlendiği anda aurasındaki titreşim ve renk değişimlerini net bir şekilde tanımlar. Olumlu duygu halleri auranın çapını ve titreşimini artırırken olumsuz duygu halleri titreşimini düşürüp çapını küçültür.

 Süptil etkenler ise ; auramıza dış uzaydan ve psişik atmosferden gelen çeşitli frekans ve dalga boylarındaki enerjilerdir. Auraların değişim ve gelişiminde yakın çevremizde bulunan diğer insanların auraları da etkendir. Bu katkı süptil etkenler kapsamına girer. Enerjetik olarak birbiriyle rezonansa, uyumlu bir ortak titreşime girebilen auralar arasında kendiliğinden bir enerji transferi başlar. Bu, bileşik kaplar misali dolu olandan boş olana doğru bir akıştır. Titreşimsel karakteri benzer titreşim alanlarına sahip olan auralar arasında, enerjetik bir rezonans söz konusu olduğunda, auralar girişim yapmakta, birbirlerini olumlu veya olumsuz yönde etkilemektedir.

Kimyasal olarak kirlenmemiş yiyecekler, sıvılar ve solunan temiz hava, nefes egzersizleri yapmak, fiziksel egzersiz yapmak, dinlenmek, düzenli uyumak, doğu kökenli olan yoga, meditasyon, taici gibi çeşitli pratikleri yapmak, doğal lifli giysiler giymek auranın titreşimlerini güçlendirirken; aşırı yorgunluk, dengesiz ve düzensiz beslenme, kirli hava, uzun süren uykusuzluk, alkol ve sigara, olumsuz duygu halleri, obsesif takıntılar auranın titreşimlerini düşürür.

Oksijen oranı yüksek tepelere, kırsal bölgelere, ormanlara veya su kenarlarına gitmek ya da bu tip alanlarda yaşamak aurayı güçlendirir. Ayrıca, hayatın iniş ve çıkışlarına karşı iyimserliği, umudu ve pozitifliği koruyabilmek; varlıkları herhangi bir çıkar ve beklentiye bağlı olmadan sevebilmek; yaşamdan keyif almak, neşeli olmak, şifa çalışmaları ve psişik korunma uygulamaları yapmak da aurayı güçlendirir.

( Değerli hocam Şehnaz Demir’den alıntılar içermektedir.  )

UYARI:  İşbu BLOG içerisinde yer alan  bilgi ve uygulama teknikleri  tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler   bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir. Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından yapılması gereken son derece ciddi bir işlemdir.

Her türlü hastalık ve sair tedavi gerektiren sorunlar için  doktora danışılmalıdır.

Lütfen Takip Edip Paylaşınız
8

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir