sindirim

Sindirim Sistemi Hastalıkları ve Zihinsel Sebepleri

Lütfen Takip Edip Paylaşınız
8

Sindirim sistemi hastalıkları, hayatımızda olup biteni yutmakta, sindirmekte, özümsemekte güçlük çektiğimiz anlamına gelir.

“Bana söylediğini yutamadım”, “Bana yaptığını hala hazmedemiyorum” ya da “Bu mideme oturdu” şeklinde bize bunu basitçe açıklayan, halka özgü birçok ifade vardır. Özellikle de, ilgili sindirim organına göre hissedilen gerilim ya da deneyimi sindirme konusunda aydınlatıcı bilgiye sahibiz.

Her bir organ açısından bu konuyu daha ayrıntı­lı ele olarak alırsak:

• Mide

Yemek borusu aracılığıyla, sadece ağızda çiğnenerek hazırlanmış, işlenmemiş halde gelen besinleri ilk kabul eden organdır. Şu halde maddi besinin ilk önce toplandığı yerdir. işin en önemli kısmından sorumludur ve biraz “harç karma makinesi” rolü oynar. Yoğurur, karıştırır, ama aynı zamanda yutulan besinleri mide asidi sayesinde eritir ve böylece onları sindirim sü­recine hazırlar.

Bu durumda mide, sindirimin doğrudan “maddi” yanından sorumlu, gerçekten “bu işi yapan” ve besin maddesinden sorumlu ve onu kontrol etmesi gereken organdır.

Mide hastalıkları Maddi dünyayı yönetmemizde ya da hakimiyet kurmakta karşılaştığımız gerilimlerden ve güçlükten söz eder. Maddi, mesleki, okulla ilgili ya da hukuki engeller, eğer bizde gerçek ya da hayali kaygılara yol açarsa, kendilerini bu şekilde ifade etmeyi seçeceklerdir. Görevi besinleri birbirine karıştırmak olduğundan, bize ağrı çektiren mide, olayları kafamızda evirip çevirmeye ve onları aşırı bir biçimde en ince ayrıntılarına kadar kurcalamaya eğilimli olduğumuz anlamına gelebilir. Bu durumda, mide asidi bize durmamız gerektiğini bildirir.

Mesleki engellerden kaynaklanan ve uzun süre iş adamları­nın “tercih edilen hastalığı” olan çok sayıda ülser vakası örnek olarak verilebilir. Sayıları günümüzde oldukça düştü, çünkü artık midenin nasıl susturulabileceği biliniyor. Sınavlardan önce midesinde kramp ya da ekşime hisseden birçok öğrenci, bunların kaygılarının işareti olduğunun farkındadır.

Ekşime, mide asidi, ülser ya da kanser, şiddeti artan ve ya­şadığımız şeyi sindirmedeki güçlüğü, bizi memnun etmeyen hayat şoklarını ya da durumlarını ifade eden görünümlerdir. Kusmalar da bu reddetmenin, dışa atımın çok açık ek bir işaretidir.

• Dalak ve Pankreas

Bu iki organ, akyuvar ve alyuvarların yapımı ve depolanması yoluyla kanın bileşimine (dalak) ve incebağırsağa akıttıkları salgılar aracılığıyla sindirime (pankreas) katılır. Pankreas, üretti­ği ensülinle kanımızdaki şeker oranını yönetir ve mide tarafından hazırlanan besinlerin sindirimine pankreas öz suyuyla aktif olarak katılır.

Özellikle sindirim görevine seferber edilmiş “ihtiyaç içinde ve çalışan” organlarla birlikte yeryüzü enerji İlkesinde bulunuruz. Bunlar “ciddi ve akıllı” uygulayıcılardır. Dalak ve pankreas hastalıkları, hayatı çok ölçülü bir şekilde yaşadığımız, zevke, sevince yeterince yer vermediğimiz anlamına gelir. Meslek ve maddiyat temel şeyler olduğu için görev de önemlidir.

O zaman hayat hepimizin ihtiyaç duyduğu bu hoşluktan yoksun kalır. İçselleştirilen maddi kaygılar ve takıntı halindeki sıkıntılar, başaramama ya da bilememe, aynı düzeyde olamama korkuları, pankreas ya da dalak sorunları aracılığıyla ortaya çıkan işaretlerdir. Şuanı yönetememe korkusuyla geçmişte yaşama eğilimi ya da anıların bu geçmişle beslenmesi, bu iki organın hastalıkları ya da gerilimleriyle kendini ifade edebilir.

Normlara uyma, kurallara saygı, hatta onlarla ilgili bağımlılık, dalak ve pankreas dengesizlikleriyle açıklanabilir. Bu, enerji düzeyinde görülür, çünkü adet döngü­sünün ve “regl” olarak adlandırılan döngüsel ortaya çıkışların sorumluluğu, diğerlerinin yanında bu Dalak-Pankreas enerjisine aittir. Bu ihtiyaç diyabet için de geçerlidir, çünkü bu dengesizli­ğin ilgilendirdiği kişiler, hayatlarının “düzenli” olması konusuna çok dikkat etmelidir.

Bir rahatsızlık başlatma riskine karşı yemek saatleri ve bütün yaşam alışkanlıkları tam olarak dü­zenlenmeli ve mümkün olduğunca titizlikle uygulanmalıdır. Pankreas ile ilgili dengesizlikler, hipoglisemi (düşük kan şekeri) ve hiperglisemi (yüksek kan şekeri) ya da diyabet olmak üzere iki şekilde olabilir.

Hayatımızda şeker ne ifade ediyor? Tatlılıktır, nezakettir ve biraz genişletirsek bir sevgi ya da minnet işareti haline gelir. Dünyanın bütün kültürlerinde, uslu olduklarında (kurallara saygı), okulda iyi not aldıklarında (normlara uyma) ya da sadece onları sevindirmek için çocuklara verilen hediyedir, ödüldür. Bu hediye çoğunlukla “anneyle ilgili”dir. Kanda aşırı şeker bulunması, hayatımızı yönetmekte, yaşamakta ya da tat almakta güçlük çektiğimizi gösterir.

Diyabet sıklıkla, kişinin çok aşırı ve hatta bazen haksız yere otoriter (aşırı kural ve norm) bir babası olduğu ve annenin koruyucu şefkatinde bir “sığınak” bulduğu anlamına gelir. Besin (anne) o zaman geçici bir çözüm, önemli bir kurtuluş yolu, diyabet ise gitgide artan, ama kesin bir kilo almanın mantıksal sonucu haline gelir. Kişinin güvenliklerinin ya da duygusal inançlarının birdenbire yıkıldığı bazı şiddetli psikolojik sarsıntılar bir diyabetin ortaya çıkışıyla açıklanabilir.

Bir çocuk sahibi olmak istediği ve diyabetinin buna engel olduğu için bana muayeneye gelen genç bir kadının durumunun incelenmesi halinde;

Çocukluğunda yaşadığı bir drama kadar inmemizi sağlar. 7 yaşındayken, kız kardeşi ile birlikte bir yolun kenarında yürüyordu. Ters yönden gelen bir araç, hiçbir neden yokken yoldan çıktı ve çok sevdiği küçük kız kardeşine şiddetle çarptı. inanılmaz bir dehşet içinde gözünün önünde kız kardeşinin öldüğünü gördü ve kendisi için çok değerli, hayatına hoşluk katan bu kişinin kaybı karşısında haftalarca ne konuşabildi ne de acısını dile getirebildi. Altı ay sonra, diyabetin ilk belirtileri baş gösterdi.

Bu duygusal anı ve ilgili enerjiler üzerine yapılan çalışmadan sonra, şeker oranı yavaşça ama azar azar düşmeye başlar. Akıllıca tıbbi bir yardımla, diğer bir deyişle, pankreasla ilgili iş­levlerinin yerini alacak degil, ama onları uyarmaya yönelik çalışmaları destekleyecek homeopatik yardımlar da alınabilir.

 • Karaciğer

Olağanüstü gelişmiş ve çok işlevli bir organdır. insan vücudunun en büyük organıdır. Safra salgısı aracılığıyla sindirimde gerçekten temel bir rol oynar, ama kanı süzmesiyle de çok önemli bir görevi üstlenir. Böylece besin düzeyinde olduğu kadar, bağışıklık düzeyinde de (savunma, yaranın kapanması, depolama vb.) kanın oluşumuna ve niteliğine katkıda bulunur. Şu halde, kana “yapısını”, bileşimini, titreşim düzeyini, “rengi”ni 1 67 verir. Kendisini oksijen açısından besleyen bir karaciğer arteri ve ince bagırsak yoluyla özümlenmiş besinleri ona doğru taşı­ yan bir toplardamar olmak üzere iki yönlü kan besini alması dolayısıyla bu iki görevi zaten somutlaşmıştır. Bu iki kanal karaci­ ğerde buluşur ve alt ana toplardamarda “birleşir”. Ardından da, özümlenmiş besinler ve diğer kan yuvarlarıyla zenginleşmiş, daha sonra akciğerler sayesinde oksijen bakımından zenginleşmiş ve kalp sayesinde bütün bedene yeniden dagıtılacak kanı taşır. Karaciğer hastalık/an Karaciğer sorunları elbette, ama mideden çok daha ufak bir farkla bir şeyi hayatımızda “sindirmenin” bize zor geldiğinin işaretidir. Karaciğere baglı olan en önemli duygu öfkedir. Bu organdaki gerilimler ve acılar, hayatın kışkırtmaları karşısında her zamanki ve aşırı tepki tarzımızın öfke olduğunu ifade edebilir. Dış dünya ile sorunlarımızı ne zaman bağırıp çagırarak, büyük öfkeye kapılarak “halletsek”, her defasında onu, çalışması için gerekli enerjinin büyük bir bölümünden yoksun bırakarak, karaciğerimizdeki tüm enerjiyi bu öfke yönünde harekete geçiririz. Organ bu durumda sindirim evresinde görevini artık doğru bir şekilde yapamayacaktır. Bununla birlikte, tam tersine, çoğunlukla geri dönmüş ya da sürekli olarak içte biriktirilen öfkeler karaci­ ğerdeki enerjiyi yoğunlaştıracak ve daha önemli patolojiler (siroz, kist, kanser) ile ortaya çıkacaktır. Karaciğer rahatsızlıkları, duygularımızı ya da başkalarının bize gönderdiği duyguları yaşamakta ya da kabul etmekte güçlük çektiğimiz anlamına da gelebilir. Bizim kendimizi nasıl gördüğü­ müz ya da başkalarının bizi nasıl gördüğü büyük ölçüde karaci­ ğere baglıdır. Karaciğerin kanı “besleme” ve süzme rolüyle kar­ şımıza çıkan şey, bu imajın algılanması, yaşama sevincimize katılır. Onun gerilimleri şu halde, imajımızın geçmiş yaşantımız yü­ zünden yeniden söz konusu olduğu ve bizi istediğimiz gibi ka- 1 68 bul etmeyen bu dış dünyaya karşı yaşama sevincimizin yerini, sertliğe ve içsel kahlığa bırakhğı anlamına da gelebilir. Tamamen suçluluk duygusu içinde oluruz. Karaciğer, bağışıklık sistemine ve özellikle gelişmiş, yani organizma tarafından gerçekleştirilen deneyimlerle zenginleşmiş bağışıklık sistemine tamamen kahlır. Oysa, suçluluk duygusu bizi kendimizi aklamak, savunmak “zorunda” bırakır. Psikolojik savunma enerjilerimizi harekete geçirir ve sayısız öfke, başka savunma yolu bulamayan bir korkunun işareti ve ifadesidir. Eğer bu strateji sık sık tekrarlanırsa, zarar gören karaciğerin, ardından da safrakesesinin enerjisini zayıflahr. Karaciğer bir Yin organdır ve derin varlığı ilgilendiren hisleri temsil eder. Yang organ olan safrakesesi için daha çok sosyal varlığın söz konusu olduğunu göreceğiz.

• Safrakesesi

Safrayı toplayan ve yogunlaştıran karaciğer ile doğrudan bağlantı halinde çalışır. Safrakesesi safrayı tam midenin çıkışındaki ince bağırsağa boşaltır. Bu safranın serbest kalması, özellikle yağlı besinlerin sindirim sürecine dengeli bir biçimde devam etmesini sağlar. işlev bozukluğu durumunda, sindirim “bozuk” olarak algılanır. Safrakesesi hastalıktan Besinlerin fiziksel sindirimine katılarak, olayların psikolojik sindiriminde benzer bir rol oynar. Günlük dilde, kaygılanıldığında “safra yapma” şeklinde ifade kullanılır.

Ama bunlar her zaman bizim için değerli bir varlıkla (kendimiz ya da bir başkası) ilgili kaygılardır. Safrakesesi ağrıları duygularımızı yönetmekte ve onları açıklığa kavuşturmada güçlük çektiğimiz anlamına gelir. Yang dinamiğinde, yani dışarı ile bağlantı içinde oluruz. Özellikle kişi kendisine karşı bir haksızlık hissi yaşadığında ya da zor durumlara yol açan şiddetli öfkelerde “benim yerim nedir, baş­kaları tarafından kabul ediliyor muyum, yaptığım ve temsil etti­ğim şey için mi seviliyorum?” gibi sorular, safrakesesi gerilimlerinde de karşımıza çıkmaktadır.

Eylemlerin doğrulanması, her zaman samimiyet ve gerçeklik izleri taşımasa da oldukça aktiftir. Safrakesesi ağrıları gerçekten, doğruluk ve gerçeklik anlayışımı­zın çok açık ya da aşırı olmadığı ve başkalarını engelleme, kullanma, hatta manipüle etme (kendi kendimize iyi bahaneler bularak, elbette) eğiliminde olduğumuz anlamına gelebilir.

• İncebağırsak

İnsanda aşağı yukarı 6 metre uzunluğundadır. Bu durum ona, çok sayıda küçük iç girintilerle genişletilmiş büyük bir alan sağlar. Bu alan, kana geçmeden önce besin maddelerinin sindirim metabolizmasında son dönüşümünü tamamlamasını sağlar. Sindirilebilir ve sindirilemez arasında gerçekleşen bu seçim, o zaman kalınbağırsakta devam eder. Sindirilebilir kabul edilen ve “gümrük”ten geçen, iyi olarak “yargılanan” her şey kana ve lenf sistemine ulaşır. lncebağırsağın besinleri geçiren ya da ge­çirmeyen sadece basit bir “süzgeç” olmadığını bilmek önemlidir. Gerekli enzimleri salgılayarak sindirime aktif olarak katılır ve bazı şekerlerin ve aminoasitlerin taşınmasında da önemli bir rol oynar. Şu halde, taşıdığı ögeler arasındaki son ayrım onun katılımıyla gerçekleşir.

İncebağırsak hastalıkları, ishal, ülser vb. deneyimleri sindirmekte, onları yargılamadan içimize geçmesine izin vermekte güçlük çektiğimizden söz eder. Gümrük görevlisi olarak, şu bilginin geçmesini ve bir diğerinin atılmasını sağlar. Öznelliğin fiziksel temsilcisidir. İncebağır sak ağrıları ya da hastalıkları, olayları ya da başkalarını yargılamaya, iyi ya da kötü, haklı ya da haksız ifadeleriyle ölçüsüzce düşünce yürütmeye fazlasıyla eğilimli olduğumuz anlamına da gelebilir.

Bu özelliğin astrolojideki örneği, deger kavramları, onların kesinliği ve onlara uyulması gerekliligi üzerinde çok duran ve organik zayıflığı özellikle bağırsakla ilgili olan Başak burcudur.

• Kalınbağırsak

Temizlik görevlisi, boşaltıcı rolü oynar. Yediğimiz ve sindirilmemiş organik maddeleri taşır ve atılmasını sağlar. Böylece organizmayı dolmaktan, kirlenmekten, kusacak hale gelmekten ve bu nedenle “tıkanmak”tan, zehirlenmekten kurtarır.

Buna inanmak için büyük bir kentte temizlik işçilerinin grev yaptıkları zaman olup biteni görmek yeterlidir. Şu halde bu organ, vücudun rahat “nefes alması”na katkıda bulunur. Bu da bizim Kalınbağırsagın enerji açısından neden Akcigerin tamamlayıcısı oldugunu daha iyi anlamamızı sağlar. Kalınbağırsak hastalıktan Kalınbağırsaktaki gerilimler, ağrılar, olayları içimizde tuttuğumuz, gitmelerine engel olduğumuz anlamına gelir.

Başaramamak, yanılmak korkusu, aşırı ölçülülük (çekingenlik) ya da terk etmeyi, bırakmayı reddetme kalınbağırsak sorunlarıyla (kabızlık, ağrı, şişkinlik, gaz vb.) ifade edilir. Kalınbağırsak rahatsızlıkları, kötü deneyimleri, içe atılmış ve sürdürülmüş bir öfkenin varlığını bütünleyen sertliği “iyileştirmek”te, unutmakta güçlük çektiğimizden söz eder. Yediğimizi (besinler) ve sindirmediğimizi ayırmayı, atmayı sağladığı için, sindirdiğimiz (geçmiş ya­şantılar) ama kabul edemediğimiz deneyimleri boşaltmaya, dışa atmaya da izin verir.

alıntı ( Bana hastalığını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim)

Sadece bilgilendirme amaçlıdır, tıbbi tedavi yerine geçmez.

Lütfen Takip Edip Paylaşınız
8

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir